TARİHİ MEKANLAR

– Hıdırlık Kulesi,

        İki katlı yapı kare podyum ve üzerine oturan yuvarlak tamburdan oluşur. Doğu cephesindeki ana giriş kapısından uzun bir koridorla haç planlı bir alana ulaşılır. Haç planlı bu alanın etrafında nişler bulunur ve büyük ihtimalle bu nişlerin içinde günümüze ulaşmayan birer lahit bulunuyordu. Anadolu için ünik bir örnek olan yapının benzerleri Roma’da oldukça fazladır. Bu özellikleri ile yapının M.S. 1. ya da 2. yüzyılda inşa edilmiş anıtsal mezar olduğu düşünülmektedir. Doğudaki ana kapının iki tarafında bulunan 12 adet faskes (balta motifi) motifinden dolayı yapının, Roma İmparatorluk Dönemi’nde senatörlüğe kadar uzanan Calpurniuslar ailesinin M.S. 1. yüzyılda Attaleia’da konsüllük görevinde bulunan ferdi Marcus Calpurnius Rufus ve ailesi adına inşa edildiği çoğunlukla kabul edilir. Yapı Bizans Döneminde kentin savunma sistemine dahil edilerek surlarla birleştirilmiş ve kule olarak kullanılmıştır.

hıdırlık_1_1   hıdırlık_4_1

Hadrian Kapısı (Üç Kapılar)

       Kentin en simgesel yapılarından olan ve üç kemerli girişinden dolayı Üç Kapılar olarak anılan yapı Roma’nın barış sürecinde (Pax Romana) inşa edildi. Doğuda ve yakınında bulunan Perge, Aspendos, Side gibi kentlerin yoluna açılan kapı Attaleia’nın en önemli giriş – çıkışı konumundaydı. İki kule arasına ve oldukça geniş alana inşa edilen yapı savunma sistemiyle ilgisiz, tamamen görsel amaçlıydı.

      Hadrianus, imparatorluğu süresinde kent Roma’ya uzakta bulunan birçok kenti ziyaret etti ve kentlerde imparatorun gelişi onuruna anıtsal yapılar dikti. Bu anıtsal kapı da imparatorun Attaleia’yı M.S. 130 yılında ziyareti onuruna inşa edilmişti. İmparator Hadrianus Attaleia’ya doğuda bulunan bu kapıdan giriş yaptı ve Attaleia’da bu yolla imparatora bağlılığını vurgulamış oldu.
Kapının arşitravları (baştaban) üstünde Hadrianus’a ithaf edilen iki yazıt yer almaktaydı.
Kapı Bizans dönemindeki savaş nedeniyle savunma amaçlı kapatılmıştır.

  *temp*   hadrian_kapi_v1

Yivli Minare

           Antalya’nın en simgesel anıtsal yapılarından biri olan Yivli Minare’nin 13. yüzyılda Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubad Dönemi’nde inşa edildiği düşünülür. Yapının ana yapım malzemesi tuğla, taş ve Horasan harcıdır. Sekizgen bir kaide üzerine yuvarlak bir kısım, onun üzerinde uzun yivli gövde ve yivlerin son bulduğu yerde şerefe bölümü vardır. Günümüzde yapının üst örtüsü külah şeklinde olsa da orijinalinde kubbe şeklinde olduğu düşünülür. Şerefesine 90 basamakla çıkılan minare 38 metre yüksekliğindedir ve mavi renkli çinilerle süslenmiştir. Yapının pabuç bölümünün doğu yüzündeki bir niş içinde bulunan kitabede, bu mübarek yapıyı şehid Sultan Keyhüsrev oğlu Keykubad resmetti (çizdi), yazmaktadır. Ancak söz konusu kitabenin bu yapıya ait olup olmadığı tartışmalıdır.

          Bazı araştırmacılara yapının minare olarak değil Mübarek Manar (Zafer Kulesi) olarak inşa edildiğini söylemektedir. Ancak öyle bile olsa Yivli Minare’nin bulunduğu alanda yer alan, orijinalinde Bizans Kilisesiyken Selçuklu Dönemi’nde camiye çevrilen ve bugün ulu cami ya da yivli minare camisi olarak adlandırılan yapının minaresi olarak işlev görmüştür ve görmektedir.

yivli_minare_2_1

Kesik Minare

      Hellenistik Dönem’den Osmanlı Dönemi’ne kadar çeşitli yapısal değişiklikler geçirerek sürekli olarak kullanılan yapı günümüzde Kesik Minare olarak anılmaktadır. Hellenistik ve Roma Dönemi’nde kent agorası olarak kullanılan yapının içine, Erken Bizans Çağı’nda Panhagia (kutsallar kutsalı) kilisesi inşa edilmiştir ve Orta Bizans Dönemi’nden itibaren Pamphylia’nın en kutsal mekanı olmuştur. Panhagia Kilisesi, Sultan II. Beyazid’in oğlu Şehzade Korkut Dönemi’nde camiye çevrilmiştir. Yapı 19. yüzyılda çıkan yangınla tahrip olmuş, bu tahribat sebebiyle de Kesik Minare olarak isimlendirilmiştir.

        Yapının kazı ve restorasyon çalışmaları 2007 – 2008 yıllarında Prof. Dr. Burhan Varkıvanç başkanlığında yürütülmüştür. Varkıvanç yapıdan şu şekilde bahseder: “Kentin Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerinde camiye çevrilen kiliselerinden en önemlisi Erken Bizans Dönemi’nde agoranın güneybatı köşesine inşa edilen ve Kesik Minare olarak anılan yapıdır. Panhagia Kilisesi adıyla bilinen bu anıtsal yapının inşası için ancak kentin en geniş kamu alanı kullanılabilmiş, alan kaybına uğramamak için agora sınırına uyulmuş ve bu nedenle geleneksel doğu – batı doğrultusundan sapılmıştır. Eklemeler ve üst örtüsündeki değişiklikler ile değişikliklere uğratılan yapı henüz ilk yapım evresinde günümüzde izlenen boyutlarda ve 5 nefli olarak inşa edilmiş, kuzey batısında yer alan giriş niteliğindeki haç planlı yapı ise Orta Bizans Dönemi’nde eklenmiştir. Yapı genelinde, Erken Bizans Dönemi’ne tarihlenen sütun başlıkları dışında özgün malzemeye rastlamak neredeyse olanaksızdır. İnşasında kentin Hellenistik ve Roma Dönemleri’ne ait çok sayıda nitelikli blok kullanıldığı yapı kentin 13. Yüzyılda Selçuklular tarafından fethi sonrasında da ilk işlevini sürdürmüş ve ancak 16. yüzyılda minare eklenmesi, apsis içine mihrap inşa edilmesi ve zemin yükseltilmesi gibi küçük yapısal değişiklikler ve eklemelerle camiye dönüştürülmüştür”.

Antalya_-_Kesik_Minare_v1

– Saat Kulesi

       Günümüzde Kale Kapısı olarak anılan alanda bulunan Saat Kulesi, Kaleiçi’ndeki birçok yapı gibi, farklı dönemlerde yapılmış eklemelerle günümüze kadar gelmiştir. II. Abdülhamit Dönemi’nde yapıldığı tahmin edilen Saat Kulesi, Bizans Dönemi’ne ait beşgen planlı savunma kulesinin üzerine oturmaktadır ve bu kule Roma Döneminde inşa edilen sur duvarına yaslanmıştır. Saat Kulesi’nin üst kısmı orijinalinde kubbe ile örtülü olduğu bilinmektedir ancak 1930 yılında yapılan onarımlarda bu kubbe kaldırılmış yerine dendaneler ilave edilmiştir. Yapıdaki ikinci onarım 1967 yılında yapılmış ve bugünkü görünümünü kazanmıştır. Kulenin tam ortasında ve yine her yüzünde yuvarlak saatler mevcuttur.

saat_kulesi_v2

– Yat Limanı

        Antalya’nın, günümüzde Kaleiçi olarak anılan alana kurulmuş olmasındaki sebep sahip olduğu doğal, korunaklı ve denize direk açılabilen limandır. Kaleiçi yat limanı ilk kez büyük olasılıkla M.Ö. 300 civarlarında kuruldu. Bu tarih aynı zamanda Attaleia kentinin de kuruluş tarihi olduğu düşünülür.

          Doğal at nalı formundaki limanın girişi yaklaşık 110 metre genişliğindedir. Limana ait en erken kalıntılar mevcut dalgakıranların temelini oluşturan bloklardır ve büyük olasılıkla Hellenistik Döneme aittir. Geçmişte liman girişinin her iki ucunda birer burç bulunmaktaydı. 21. Yüzyıla kadar belli ölçüde korunmuş olan burçlar doğal sebeplerden ve yat limanında yapılan düzenlemelerden dolayı yıkıldı. Yine geçmiş dönemde bu burçların arasında savunma amacıyla bir zincir bulunuyordu ve limana gerçekleştirilecek bir saldırı öncesinde bu zincirle limanın girişi kapatılıyordu. Papalık donanmasının 15. yüzyıl ortalarında, o günkü adıyla Adalya ya da Satalia’ya, yaptığı saldırıda bu zincir kırıldı ve savaş ganimeti olarak Roma’ya götürüldü. Pek çok gezgin limanın girişini kapatan zinciri gördüğünü aktarır.

          Limanda, 20. Yüzyılın ikinci yarısına kadar gemi inşası da yapılmaktaydı. 1978’de yeni limanın resmen açılmasıyla, iskele, ticaret limanı işlevini kaybetti. 1974 yılında başlanan, Yat Limanı Restorasyon Projesi kamu tarafından gerçekleştirilen geniş kapsamlı kentsel çevre koruma projelerinin ilk örneklerinden biridir ve bu projeyle Yat Limanı, 1982 yılında, Uluslararası Altın Elma Ödülü’nü almıştır.

yat_limani_v1   yat_limani_v3